Genel Çerçeve
Ceza hukuku, hangi fiillerin suç sayıldığını ve bu fiillere hangi yaptırımların uygulanacağını belirleyen kurallar bütünüdür. Maddi ceza hukukunun temel kaynağı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’dur; suçun unsurları, hukuka uygunluk nedenleri, kusurluluk, teşebbüs, iştirak ve içtima kuralları ile cezanın belirlenmesine ilişkin esaslar bu Kanun’da düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun yanında, kendi içinde suç ve ceza hükümleri taşıyan çok sayıda özel kanun da uygulanır.
Suç isnadının nasıl araştırılacağı, kişinin hangi güvencelerden yararlanacağı ve yargılamanın nasıl yürütüleceği ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmiştir. Ceza muhakemesi hukuku, maddi gerçeğin araştırılması ile kişi hürriyeti ve savunma hakkı arasındaki dengeyi kuran usul kurallarını içerir. Verilen cezanın yerine getirilmesi bakımından 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun uygulanır.
Ceza yargılaması iki evreden oluşur. Soruşturma evresi, suç şüphesinin öğrenilmesiyle başlar ve iddianamenin kabulüne kadar sürer; bu evre Cumhuriyet savcısı tarafından, kolluk birimlerinin yardımıyla yürütülür. Kovuşturma evresi, iddianamenin kabulüyle başlar ve hükmün kesinleşmesine kadar devam eder; bu evre mahkeme önünde geçer. Hakkında soruşturma yürütülen kişi bu evrede şüpheli, kovuşturma evresinde sanık olarak adlandırılır.
İlk derecede görevli mahkemeler, kural olarak asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleridir. Görev dağılımı, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun uyarınca suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırına göre belirlenir; ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve kanunda gösterilen sınırın üzerinde hapis cezası gerektiren suçlar ile Kanun’da tek tek sayılan bazı suçlar ağır ceza mahkemesinin görevine girer. Soruşturma evresindeki hâkim kararlarını ise sulh ceza hâkimlikleri verir.
Bu Alanda Yürütülen İşler
Büromuzda ceza hukuku alanında, soruşturma evresinden infaz aşamasına kadar uzanan işler yürütülmektedir. Soruşturma evresinde şüpheli müdafiliği üstlenilir; ifade alma ve sorgu işlemlerinde hazır bulunulur, soruşturma dosyasının incelenmesi talep edilir ve toplanmasını gerektirdiği düşünülen deliller bakımından Cumhuriyet başsavcılığına yazılı taleplerde bulunulur.
Kovuşturma evresinde sanık müdafiliği yürütülür. Bu kapsamda iddianameye karşı savunma hazırlanır, duruşmalar takip edilir, tanık dinletilmesi ve bilirkişi incelemesi yapılması talep edilir, bilirkişi raporlarına karşı beyanda bulunulur ve esas hakkındaki savunma sunulur.
Suçtan zarar gören taraf bakımından vekillik üstlenilir. Şikâyet dilekçesi ve suç duyurusu hazırlanır, davaya katılma talebi iletilir, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı itiraz yoluna başvurulur ve varsa şahsi hak talepleri bakımından izlenecek yol değerlendirilir.
Koruma tedbirlerine ilişkin başvurular ayrı bir iş grubunu oluşturur. Gözaltına alma, tutuklama, adli kontrol, arama ve elkoyma kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulur; tutukluluğun devamına ilişkin kararlar değerlendirilir ve serbest bırakılma talepleri hazırlanır.
Uzlaştırma kapsamındaki suçlarda taraf temsili yürütülür. Kanun yolu aşamasında istinaf ve temyiz başvuruları hazırlanır, gerekçeli karara karşı ileri sürülecek hukuka aykırılık iddiaları düzenlenir. İnfaz aşamasında ise Kanun’da öngörülen talep ve itirazlar ilgili mercilere iletilir.
Süreç Nasıl İlerler
Soruşturma, ihbar, şikâyet veya Cumhuriyet savcısının suç şüphesini öğrenmesiyle başlar. Savcılık, maddi gerçeğin araştırılması için şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplar. Soruşturma sonunda ya kamu davası açılması için iddianame düzenlenir ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı, kararın tebliğinden itibaren Kanun’da öngörülen süre içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edilebilir.
İddianamenin mahkemece kabulüyle kovuşturma evresi başlar. Duruşmada sanığın kimlik tespiti yapılır, iddianame okunur, sanığın sorgusu gerçekleştirilir; ardından tanıklar dinlenir ve deliller tartışılır. Delillerin toplanması tamamlandığında Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını, katılan ve sanık taraf ise esas hakkındaki beyanlarını sunar; son söz sanığa verildikten sonra mahkeme hükmünü açıklar.
Kanun’da sayılan suçlarda, soruşturma veya kovuşturma sırasında uzlaştırma yoluna başvurulması zorunludur. Dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir ve görevlendirilen uzlaştırmacı taraflarla görüşür. Uzlaşmanın gerçekleşmesi hâlinde soruşturma veya kovuşturma bakımından Kanun’da öngörülen sonuçlar doğar; uzlaşma sağlanamazsa süreç kaldığı yerden devam eder.
İlk derece mahkemesinin hükmüne karşı istinaf yoluna, bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı ise Kanun’da gösterilen hâllerde temyiz yoluna başvurulabilir. Başvuru, süresi içinde ve usulüne uygun biçimde yapılmazsa hüküm kesinleşir; bu nedenle kanun yolu sürelerinin takibi belirleyici önemdedir.
Sık Karşılaşılan Konular
Müdafi ile vekil ayrımı. Müdafi, şüpheli veya sanığın savunmasını yapan avukattır. Vekil ise katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiyi temsil eden avukattır. Aynı dosyada menfaati çatışan kişilerin birlikte temsili mümkün değildir; bu nedenle her başvuruda taraf adları üzerinden menfaat çatışması denetimi yapılır.
Şüphelinin müdafi yardımından yararlanma hakkı. Ceza Muhakemesi Kanunu, şüpheli ve sanığın müdafi yardımından yararlanmasını bir hak olarak düzenlemiştir. Kanun ayrıca; çocuklar, kendisini savunamayacak durumda olanlar ve alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlarda istem aranmaksızın müdafi görevlendirilmesini öngörmüştür. Diğer hâllerde talep üzerine baro tarafından müdafi görevlendirilir.
Tutuklama ile adli kontrol ilişkisi. Ceza Muhakemesi Kanunu m.100 uyarınca tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması gerekir. Tutuklama bir tedbirdir, ceza değildir ve ölçülü olmak zorundadır. Aynı Kanun’un 109. maddesinde düzenlenen adli kontrol, tutuklama yerine uygulanabilecek yükümlülükleri içerir; tutuklama nedenleri bulunsa dahi adli kontrol yeterli görülebilir.
Şikâyete bağlı suçlar. Bazı suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Türk Ceza Kanunu m.73 uyarınca bu suçlarda şikâyet hakkı, fiilin ve failin kim olduğunun bilinmesinden itibaren altı ay içinde kullanılmalıdır. Bu süre geçtikten sonra şikâyet hakkı düşer.
Adli sicil kaydı ile arşiv kaydı ayrımı. Adli sicil kaydı, kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerini gösterir. Cezanın infaz edilmesi veya diğer kanuni sebeplerin gerçekleşmesi hâlinde kayıt adli sicilden çıkarılarak arşive alınır. Arşiv kaydının silinmesi, kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesine bağlıdır.
Dikkat Edilmesi Gereken Süreler
Ceza muhakemesinde süreler çoğunlukla hak düşürücü niteliktedir; süresi içinde kullanılmayan başvuru hakkı ortadan kalkar ve karar kesinleşir. Bu nedenle tebligatın alındığı tarihin kaydedilmesi ve sürenin o tarihten itibaren hesaplanması önem taşır.
Şikâyete bağlı suçlarda şikâyet süresi, yukarıda belirtildiği üzere fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aydır. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz, kararın tebliğinden itibaren Kanun’da gösterilen süre içinde yapılır. İlk derece mahkemesi hükmüne karşı istinaf ve bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz başvuruları da Kanun’da ayrı ayrı gösterilen süreler içinde yapılmalıdır; hükmün duruşmada açıklanmış olması ile gerekçeli kararın tebliğ edilmesi hâlleri bakımından sürenin başlangıcı farklılık gösterebilir.
Bunların yanında dava zamanaşımı ve ceza zamanaşımı süreleri, suç için kanunda öngörülen cezanın ağırlığına göre değişir ve Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiştir. Zamanaşımını kesen ve durduran sebepler de ayrıca belirlenmiştir.
Süreler suçun niteliğine, başvurulan kanun yoluna, tebligatın usulüne ve uygulanan özel kanuna göre değiştiğinden, her olayda ilgili hükmün ayrıca değerlendirilmesi gerekir.